Ortopedide kök hücre kullanımı

Kök hücre, vücudun herhangi bir organ ya da dokusunda özel bir görev yapabilmek için tam olarak olgunlaşmamış karmaşık bir yapısı olan öncül özel bir hücredir. Kök hücre bedenin başka hücrelerine dönüşebilme yeteneğine sahiptir. Kök hücreleri, en sık erişkin insan bedeninden elde edilmektedir. Erişkin kökenli kök hücreleri insan vücudunda bulunan birçok farklı dokudan elde edilebilmektedir. Vücudumuzun her hangi bir yerindeki zedelenme sonrası bu dokuyu onarabilme potansiyeline sahiptirler.

Ortopedi alanında bir çok çalışmaya ışığında, kök hücrelerin en önemli kullanım alanı hasarlanmış eklem kıkırdak iyileşmesindadir.  Bunun yanında çeşitli kas yaralanmalarında, kırıkların kaynama gecikmelerinde de kullanımları konusunda da bilimsel çalışmalar mevcuttur.

Vücutta birçok dokuda var olmakla birlikte, kök hücreler en sık kemik iliğinden elde edilirler. Bunun dışında yağ dokusu ,eklem içi sinovyal zar gibi dokulardan da kök hücreler elde edilmiştir. Bu dokularda elde edilen kök hücreler özel işlemlerden geçirilerek yada kültür ortamında çoğaltılarak uygulanabilir.

Kök hücreler, kültür veya santrifüj yöntemi ile elde edildikten uygulanır. Uygulamanın iki yolu mevcuttur. Birincisi eklem içine enjeksiyon yöntemidir. Bu yöntemde ekleme verilen kök hücrelerin hasarlı bölgeye ulaşması istenir. İkincisi iise kök hücreler vücudta eriyebilen özel taşıyılar üzerine yerleştirildikten sonra hasarlı bölgeye açık olarak uygulanır. Kök hücrelerin etkiniğini artırmak amacıyla aynı anda beraberinde PRP (TZP, trombositten zengin plazma) gibi büyüme faktörleri veya hyalüronik asit özel kimyasallar eklenebilir.Taşıyıcı üzerine yerleştirilen kök hücrelerin kıkırdak hücrelerine hedeflenir.

Kök hücrelerin kıkırdak onarımı hayvan deneylerinde kanıtlanmış olmasına rağmen, insanlarda kanıtlar sınırlıdır. Mevcut çalışmalarda başarı oranları % 75-85 olarak bildirilmiştir. Kök hücre tedavisi sonrası elde edilen kıkırdak orijinal kıkırdak değildir. Ancak iyileşme dokusunun kalitesi ve dayanıklılığı hususunda birçok umut verici sonuçlar olmakla birlikte uzun dönem sonuçları hala bilinmemektedir.